Mevlana Celaleddin-i Rumî, doğumunun 800. yılında tüm dünyada anılıyor. UNESCO’nun 2007’yi Mevlana yılı ilan etmesiyle birlikte çağları aşan felsefesi düzenlenen çeşitli etkinliklerle Konya’dan Paris’e, Washington’dan Barselona’ya farklı kültür ve inanç sahiplerine ulaşıyor.
Fransa’nın önde gelen tasavvuf uzmanlarından Eric Geoffroy’a göre Türkiye bu konuda üzerinde düşen görevi yapıyor. Hatta Mevlana’yı politik bir sembol olarak öne çıkarıyor.

Strasbourg Marc Bloch Üniversitesi İslamî İlimler Bölümü Profesörlerinden olan Geoffroy, son olarak Konya’da düzenlenen Mevlana Kongresi’ne ve Strasbourg’da Strasbourg Kültürlerarası Diyalog Derneği’nin (ADIS) organize ettiği uluslararası Mevlana Konferansına katıldı.
Mevlana’nın Türkiye için önemine değinen Geoffroy, ’Türkiye Mevlana’yı sahiplenerek bir bakıma evrensel barışı benimsediğini ilan ediyor. Mesela Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkanların öncelikli olarak dile getirdikleri insan hakları meselesine Mevlana’yı ön plana çıkararak cevap vermiş oluyor. Böylece, bu topraklar yüzyıllardır köktendinciliği veya radikalizmi değil barış ve huzuru esas alan bir İslam anlayışını benimsiyor imajını ortaya koyuyor. Batı’da yaklaşık 150 yıldır tanınan Mevlana genel olarak Türk düşünürü olarak kabul edilir. Tabi İran da her zaman eserlerini Farsça yazmış olan Rumi’yi sahiplenmiştir. Ancak 16. yüzyıldan bu yana Şii olan İran’da Molla Sadra Şirazi, Hafız, Sinaî, Ömer Hayyam gibi isimler daha çok ön plandadır." değerlendirmesinde bulunuyor. Dünyada tasavvufa karşı giderek artan bir ilginin olduğuna dikkat çeken Eric Geoffroy’un en büyük endişesi ise sufizmin esaslarına uygun şekilde aktarılmaması. Para karşılığı yapılan sema gösterilerine veya tasavvuf müziğini yeni tarzlarda yorumlayanlara temkinli yaklaşıyor. ’Günümüzde Mevlana’nın turistik obje gibi kullanılması ve özellikle Avrupa’da, kendisinin, sanki İslamî temellerden ayrı bir dünya görüşünü temsil ettiği gibi çarpık düşünceler Konya’daki kongrenin de en çok tartışılan konularıydı. Ancak şunu kabul etmek gerekir ki sufî düşünce tarzı eğer kendini yeterince tanıtamazsa bu kez marjinallikle yaftalanabilir. Bugün dünyada her şey medyatize edilmiş durumda. Zaten tasavvuftan beslenen sahih müzisyenlerin yanında yalnızca ticari amaçlarla ortaya çıkanlar kolayca fark edilir. Ama her şeye rağmen yapılan iş insanın sufizme merak duymasına vesile olabilir. Yalnızca bu açıdan bu tür faaliyetler hoş görülebilir." iİfadelerini kullanıyor. Günümüz dünyasında da insanların ruhanî yolu takip edebileceklerini belirten Geoffroy derviş olmanın imkansız olmadığını şu şekilde ifade ediyor : ’Tasavvufta şöyle bir deyim vardır ’Sufi yaşadığı çağın oğludur’ (Sufi ibn-i vakti). Sufi, kendini yaşadığı çağa adapte etmeyi bilmelidir. Örneğin bazı şeyhler okunan vird sayısının 100’den 33’e veya 11’e indirilmesine müsaade ederler. Bu sayede ibadete yönelik hükümlerin pratik hayatta zaman ve koşullara uyarlanması sağlanır. Asıl olan evrensel aşk ve açıklıktır."
Accueil | Contact | Plan du site | © 2009-2012www.eric-geoffroy.net | Espace privé | inéolab